Hayder; Haydar İlim Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Allah'ın rızasının bedeli
Yazı ölçüsü: büyüt küçült

yazar1
İktibas Yazılar


Allah’a isyan eden kişilere itaat etmek, isyanlarına razı olmak ve buna karşı susmak küfürdür. Şüphesiz ki bu, ödenmesi söz konusu olan bir bedeldir. Bu bedeli ödeyenler için de yüce Allah’ın rızası önemlidir. Ebu Nuaym’ın Delailu’n Nübuvve adlı eserinde rivayet ettiğine göre, Rasulullah (sav) şöyle buyurdu; “Şunu bilin ki, İslam’ın değirmeni dönüp durur. Siz de Kitap hangi tarafa dönerse onunla birlikte oraya dönün. Şunu da bilin ki Allah’ın kitabı ile sultan (yönetim) yakında ihtilaf edecektir. Siz Allah’ın kitabından ayrılmayın. Şunu bilin ki kendi lehlerine verdikleri hüküm gibi size hüküm vermeyen yöneticileriniz olacaktır. Onlara itaat edecek olursanız, onlar sizi saptırırlar, onlara başkaldırırsanız sizi öldürürler.” Ashab, “peki ne yapalım ey Allah’ın Resulü ?” deyince, Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “ İsa’nın ashabının yaptığı gibi yapın; Onlar ağaçlara asıldılar, testere ile biçildiler. Muhammed’in canı elinde olana yemin ederim ki, itaat uğrunda bir ölüm, şüphesiz Allah’a isyan ile kalınacak bir hayattan hayırlıdır.” (Taberani, el-Mu’cemu’l- Kebir,XX, 90, Ebu Nuaym, Hilyetu’l Evliya, V 165,166.)

Bizim açık siyasal çizgimiz şudur; Bizler zorba yöneticilere dikta yönetimlerine, geçimin ve ekonominin idaresi düzeyindeki partilerin muhalefeti ve karşı çıkması gibi karşı çıkmıyoruz. Aksine biz, onlar İslam dairesi dışına çıktıkları için onlara kaldırıyoruz. Ömer bin Abdülaziz gibi tevbe etmeleri hali müstesna… Bizim onlara başkaldırmamızın ve karşı çıkmamızın sebebi, dini tahrip etmeleri ve mü’minlerin bırakıp Amerika’yı ve Rusya’yı dost edinmeleridir. Mesele, soyut bir siyasal muhalefetten daha derin, daha önemli ve daha açıktır ve kararlılık gerektirmektedir.

Fakat hareketsiz ve şaşırtılmış halk ile heyecanla doldurulmuş gençlerin hiçbiri neredeyse namazı vaktinden sonrasına bırakan kimselere itaat etmemenin vacip olduğunu anlayamamaktadır. Genellikle herkes, namaz kılmayan bir yöneticinin Allah’a isyan eden ve daha baştan beri O’nu inkar etmiş olan biri olduğunu anlamamaktadır. Allah’ı inkâr edip( Allah’ın hükmü ile hükmetmeyen) ve isyan eden (başka hükümlere müracaat eden) bir kimse Tağut olur, hevası ile hükmeder, Allah’a karşı savaşır, kullarına da zulüm etmiş olur. Dinin namaz farizası gibi bir farizasını terk eden bir insana ve hüküm halkasını uygulamayarak reddetmiş olan bir insana diğer halkaları da reddetmek kolay gelecektir. Bu şekilde yapılan her işlev Allah’ın nizamının önüne çekilen bir set olacak ve başka hükümler ile hükmetmeyi toplumlara cazip kılacaktır. Böyle olunca bu tarz her otorite mercii, kurum ve kuruluşlar veyahut da insanlar Allah’ın şu vasıflamaları ile “Kâfir, fasık ve Zalim” olarak vasıflanırlar.

“ Bu din halka halka kopacaktır; ilk kopacak halka hâkimiyet, en son kopacak halka da namazdır.” (Ahmed b.Hanbel, Müsned, 4/232)

Halkımıza ve gençliğimizden isteğimizde İslami dönüşümün, sınırlar arası zulmün ve başkalarına tabii olmanın, ülke ekonomimizin, toplumsal ve siyasal geleceğin ne anlama geldiğini ve bu şekilde gider isek neler olacağını açıklamamız zorunlu bir görevdir. Hakkı gasp edilmiş işçi, geçimini asgari ücret ile ikame etmeye çalışan babalarımızdan, zalim zenginin ve yöneticinin sömürdüğü esnaftan ve yönetim sisteminden, bu sistemin bozukluğundan yargıdan, yargıdaki rüşvetlerden, kısacası Allah’ın adaletli ve eşsiz nizamından yüz çevirip de kokuşmuş ve taraflı olan ve bu şekilde de her şeyi imha içerikli olan kanunların şirki emrettiğinden bahsetmemiz ve insanları Allah’ın adaletine davet etmemiz gerekiyor.

Bizlerin bu meseleye bakışı bir komünistten daha ısrarlı ve daha açıklayıcı olmalıdır. Tavrımız net ve delillerimizi dayandırdığımız rabbimize güvencimiz onlarınkinden daha sağlam olmalıdır. Çünkü onlar ve onlar gibi olan diğer ideoloji mensupları çürük dallara tutunmuşlardır. Ancak bizler bu sistemleri benimsemeyerek Allah’ın hizbinden olduğumuzu iddia ettiğimizi ve onun gereklerinin farkında olduğumuz söylüyor isek bunu daha açık ve korkusuzca yapmalıyız. Bizler rahat ve refah isteyen insanlığa rahatın ve felahın Allah’ın dininde olduğunu açıklamalıyız. Değişikliğe iten içgüdüleri bu şekilde harekete geçirmek dava eri olduğunu iddia eden herkesin vazifesidir. Bizim davamız asla bir hzib’e bağlantılı değildir, hiçbir kurum, kuruluş, ideoloji ve izimlerein alt kolları da değildir. Onların o kısır döngülerinde saplanmış bir davaya bizler iman etmiyoruz. Bizler daha ulvi ve daha kuşatıcı bir nizama iman ettiğimizi söylüyoruz. Bu nizamın hayatın her anına müdahil olmasını kabul ediyor ve bu şekilde olmasını insanlığa tebliğ etmeye çalışıyoruz. Kısa bir örnek verecek olursak;

Biz Müslümanlar Rasulun davasını üstleniyoruz. Bu davayı Allah’ın izni ile yer yüzüne hakim kılmaya çalışıyoruz. Gerek evimizde gerek işimizde hayatımızın her alanında bu fikri yapı ile kendimizi ve etrafımızı eğitmeye çalışıyoruz. Rasulullah (sav) de bu gaye ile gönderilmişti. Mekke toplumunu düşünelim orada rasulun tebliği gibi Ebu Cehilin, Velid b. Muğire’nin vb.lerinin şerre davetleri oluyor ve onlarında dinlerine sahip olduklarını biliyoruz.

Rasullerin gönderiliş gayesi;

Andolsun ki biz, «Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının» diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur! (16/Nahl 36)

Ebu Cehil vb.lerinin gayesi;

Onlardan ileri gelenler: Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Son dinde de bunu işitmedik. Bu, ancak bir uydurmadır. Kur'an aramızdan ona mı indirildi? diyerek kalkıp yürüdüler. Hayır! Onlar kitabım hakkında şüphe içindedirler. Hayır! Azabımı henüz tatmadılar.(38/Sad 6-8)

İşte Kur’an bize bu iki örneğide vermiştir. Ve bu savaş ilk peygamberden son güne kadar bu şekilde devam edecek. Tevhid ve şirk, İman ile küfr daima birbiri ile savaşacak ve birbirlerine karşı üsttünlük sağlamaya çalışacaklardır. Tevhid insanlığa ahiret saadetini vaad edecek ve daima azınlık olarak görünecek. Şirkte dünyayı verecek bu şekilde de çoğunluk olacaktır. Ancak Allah kazananın azınlıkların olduğunu ve çoğunlukların cehenneme doldurulacağını beyan ediyor. İşte bizler bu davayı açıklamalı ve tavrımızı net bir şekilde ortaya koymalıyız.

Biz burada açıkça davamızın gereklerini ve bu yola baş koyacakların neler ile karşılaşacağına kısaca değindik. Elbette bunlar arttırılır ve uzatılabilir. Ama genel çerçevede birleşilecek olur isek; “Tağuti her düzeni reddetmek ve Allah ile savaş halinde olan herkese karşı bizlerin tavrı aynı olmalıdır. Onlara tırnak ucu kadar fayda sağlamamalı ve onlardan içtinap etmeliyiz. Bizler Allah’ın rızasını gözetmeli ve şu hadisi iyi tefekkür etmeliyiz;

“Amellerin en üstünü Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir.”( Ebû Dâvûd, Sünen, c. 4, s. 198, Hd. 4599; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 146, Hd. 21341; Münzirî, Terğîb ve’t-Terhîb, c. 4, s. 14, Hd. 4593; Tebrizî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, c. 1, s. 7, Hd. 32)

Rabbim bizleri kendi yolundan ayırmasın ve ayaklarımızı dini üzere sabit kılsın inşallah…

İHSAN ERKAM BEKKİ


Diğer Yazılar

Telefon: Gsm: 0530 692 79 97 - 0 536 491 07 64

Copyright © 2003-2011 hayder.org.tr All Rights Reserved. Design artiweb
IE 8+, Firefox 3.6+, Crome 10+, Macromedia Flash, 1024 x 768